Arif Taniş
arif@istisnai.net |
Soğuk, ‘cool’, müzmin ve de kahraman bir dedektifin prodüksiyonları alt üst eden maceralarının anlatıldığı seri film Die Hard yine karşımızda. John McLane’in, Nakatomi Plaza, cehenneme dönmüş havaalanı ve her yerinde bombalar patlayan New York’undan sonraki yeni adresi Washington D. C.
Dımdızlak bir halde arzı endam ediyor adamımız; haliyle biraz yaşlanmış ama rahatsız edici gülümseyişinde ve hal hareketlerinde en ufak bir değişikliğe rastlamıyoruz. Gitti gidiyor dediği evliliği bitmiş ve ortada umursadığı bir genç kızı var.
Terörizm, teröristler... Amerikalıların bu iki kelimeyi çok sevdiği yönünde beyanat vermeme gerek yok artık. Adamların lugatında ‘Amerikan Rüyası’ birinci sırada. İkinciye ‘aşağılık zenci’ gelir; üçüncüye de ‘terörist’... filmin fragmanını izlerken terörist kelimesini duyunca dedim ki; “A-ha! İşte yine bir ‘Müslüman terörist’ tantanası daha.” Ters köşeye yattığımı itiraf etmeliyim. Bu kez terörist içlerinden biri. Artık teröristi dışardan ithal etmiyorlar; bizzat iç pazarda yetiştiriyor ve seyirciye sunuyorlar. Bu Hollywood için alışılmadık bir durum aslında.Derken tıpkı adamımız gibi hikayenin içinde buluyoruz kendimizi ve teknoloji kelimesi ne anlama gelirmiş öğreniyoruz bu film sayesinde. Yani Die Hard 4.0 eteğindeki tüm taşları döküyor önümüze. Kent aksiyonu konusunda maharetlerini bir bir sıralayan film “ABARTTIK GALİBA BİRAZ” dedirtiyor başkahramanına. |