İstanbul’dan gemiyle başlayıp önce Marsilya’ya, oradan Port Said’e, Port Said’den yine gemiyle, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden Cibuti’ye ulaşan, ardından trenle ilk durağı Derridava, son durağı ise Herar olan bir serüven. Buradan, asıl hedef olan Habeşistan’ın (Etiyopya) başkenti Adis Ababa’ya ancak katırlarla gitme imkanı olduğu için, oluşturulan bir kafileyle günler süren bir yolculuğun hatıra defteri bu.
İyi bir gözlemcinin dikkatini en çok kim veya neler çeker?
Rasyonel açıdan bakacak olursak, salt bir gezi kitabı imajı çizen bu eser gerçekte “bizler” için bundan çok daha fazlasını ifade ediyor!
Dün-bugün-yarın bazında ele alınan her hususun bize nice hendekleri atlatacağı şüphe kaldırmaz bir gerçek.
Sultan II Abdulhamid dönemi subaylarından olan Sâdık el-Müeyyed, 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti ve Habeşistan arasında ilk siyasal ilişkilerin başlamasıyla birlikte, Habeşistan’a göderilen Suriye asıllı ve büyük devlet adamları ve bilginler yetiştiren ünlü Azmzâde ailesinin bir ferdi. Hicaz telgraf hattı ve demir yolu projelerinden aşina olduğumuz bir isim. Aldığı görevler vesilesiyle dünyanın birçok yerini görme imkanı bulan el-Müeyyed’in bıraktığı iki temel eser var: Afrika Sahra-yı Kebirinde Seyahat (İstanbul, 1314 / 1896) ve Habeş Seyahatnamesi (İstanbul, 1322 / 1904).
Bir gezi kitabının anlattıkları
19. yüzyılın sonlarında çıktığı Habeşistan yolculuğunu en ince ayrıntılarına kadar kaleme alan el-Müeyyed, uzun ve bol serüvenli bu seyahatin
|