Cesur Küçük
cesurkucukgamil.com |
“Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.” [İsra Suresi - 23. Ayet]
Türk sinemasında seyirciyi salonlara doldurup ağlatan, çıkışta telefonlara sarılıp “büyüklerimizin” halini hatırını sordurtan ilk film “Babam ve Oğlum” filmiydi. Bunu ikinci kez deneyen ve başaran film olarak ise “Beyaz Melek”i sayabiliriz.
Babam ve Oğlum’u izleyenler filmin o kadar tesirinde kalmışlardı ki; “Babam ve Oğlum” kulaktan kulağa yayılan bir şöhretle hatırı sayılır bir gişe başarısı elde etmişti. Beyaz Melek aynı şeyi ikinci defa deneyecek ve bana kalırsa başaracak.
Bizler “Tahta Çanaklar” hikayesini okuyarak büyüdük. Şimdiki çocuklar “Sırlar Dünyası”, “Kalp Gözü” kuşaklarını izleyerek büyüyorlar. Tahta Çanaklar’da; dedesine tahta çanaklarda yemek yedirilmesine içerleyen çocuk, tahtadan çanaklar yontarak babası ve annesinin ihtiyarlığı için hazırlık yapıyordu. Sır alemlerinde cevelan eden yapımlarda ise yaşlılarımıza kötü davrananlar muhakkak ettiklerinin cezasını çekiyordu. Televizyon etkili bir öğrenme, öğretmen aracı olamamış ve tahta çanaklarda yeteri kadar belleklerde iz edememiş olacak ki “huzurevi” diye bir kavram icadedilmiş. Haber programlardan izlediğimiz kadarıyla “pek huzurlu” değiller ve yine filmde ihtiyar bir amcanın söylediği gibi “Anne babalar oğullarını ve kızlarını yüreklerine sığdırdı ama onlar anne ve babalarını villalarının bir köşesine, apartman dairelerin sığdıramadılar.”
Filmin konusu aşağı yukarı şekillendi. Film ihtiyar meleklerimizi anlatıyor. “Bizlere koca koca bağlar bağışlayan ama bir |